Haziran ayında altını çizdiklerim

30 Haz

mises-antikapitalist-zihniyetFinaller bittiğinden bugüne fırsat buldukça okul kütüphanesinden piyasada bulamadığım liberal başyapıtları alıp okumaya çalışıyorum. Ayn Rand’ın “Bencilliğin Erdemi” kitabını ve Mises’in “Anti-Kapitalist Zihniyet“ini okudum.

Ayn Rand, kapitalizmin felsefi temellerini atmasıyla bilinir ve kendisi objektivizm felsefesinin kurucusudur. İnsanın kolektif varlıklar için  kendi canını riske atmamasını; insan hayatının başka insanlar için harcanacak açık çekler olmadığını vurgular.

Avusturyalı ekonomist Ludwig von Mises de bürokrasiye ve devletçiliğe olan düşmanlığıyla bilinir. “Anti Kapitalist Zihniyet” adlı eserinde toplumun hemen her kesiminden insanların neden kapitalizme öfke duyduklarını kendi gözlemleriyle açıklamış.

İLK ALINTILAR AYN RAND’DAN

Sosyalizm; kendisini deneyen her ülkeye zenginlik yerine ekonomik felç ve çöküş getirmiştir. Sosyalizmin derecesi felaketin derecesi olmuştur. Sonuçlar da buna uygun olarak değişmiştir.

…..

“İnsanlık” adına tüm hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını, tüm mülkiyetlere zorla el konmasını, yargısız infazları, işkence odalarını, zorunlu çalışma kamplarını, Sovyet Rusya’da sayısız milyonların topluca katledilmesini ve kaçan çocukların mermilerle delik deşik edilmesi de dâhil Doğu Berlin’deki kanlı dehşeti kabul ettiler ve bunlara göz yumdular.

Irkçılık hakkındaki görüşleri

Irkçılık, kolektifçiliğin en aşağı, en ilkel şekildir. Bir insanın genetik ırkına ahlâki, sosyal veya politik önem atfetme fikridir. – bir insanın entelektüel ve karakterolojik özelliklerinin onun iç vücut kimyası tarafından üretildiği ve aktarıldığı fikridir.

…..

Irkçılığın sadece bir psikolojik temeli vardır : ırkçının kendini aşağı hissetmesi.

…..

Kişilerin erdemlerinin onun ırk orijinine atfetmek, kişinin, erdemlerin nasıl kazanıldığına dair hiçbir bilgiye sahip olmadığını ve çoğu kez de, bu erdemleri kazanamadığını itiraf etmesidir. Irkçıların büyük çoğunluğu hiçbir kişisel kimlik hissi geliştirmemiş, hiçbir bireysel başarı veya farklılık iddiasında bulunmayarak ve diğer bir kabilenin aşağı olduğu iddiasında bulunarak bir “kabilesel kendine saygı” peşinde olan erkeklerdir.

…..

Tarihsel olarak, ırkçılık daima kolektifçiliğin yükselişi ve gerilemesine paralel olarak yükselmiş ve gerilemiştir. Kolektifçilik; bireyin hiçbir hakka sahip olmadığını, bireyin hayatının ve çalışmasının gruba (“topluma”, kabileye, devlete, ulusa) ait olduğunu ve grubun onu kendi kaprisleri veya çıkarları uğruna kurban edebileceğini savunur. Bu tür bir doktrini uygulamanın yolu kaba kuvvettir – ve devletçilik daima kolektifçiliğin politik sonucudur.

…..

Serbest bir piyasada bir insanın ataları, akrabaları, genleri veya vücut kimyası önemli değildir; fakat sadece bir insan özelliği önemlidir : üretkenlik becerisi. Kapitalizm bir insanı kendi bireysel becerisi ve hırsına göre değerlendirir ve buna uygun olarak ödüllendirir.

Sıradaki alıntı devlet memurlarına gelsin 🙂

İnsanların liyakat esasına göre değil de kıdem esasına göre işlerine devam etmeleri veya terfi ettirilmeleri talebi ve böylece “içerde” olan sıradan kişilerin, yetenekli yeni gelene nazaran favori tutulmaları ve böylece yeni gelenin ve onun potansiyel işvereninin geleceğinin engellenmesi – işte durağanlığın ilahi hakkı budur.

“Liberallere göre devlet nasıl olmalıdır?”ı özetlemiş.

Bir hükümetin gerçek fonksiyonları, tümü fiziksel güç ve insan haklarının korunması konularını ilgilendiren üç geniş kategori altında toplanabilir. İnsanları suçlulardan korumak için polis, insanları yabancı işgalcilerden korumak için silahlı kuvvetler, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları nesnel kanunlara göre çözmek için hukuk mahkemeleri.

SIRADAKİ ALINTILAR MISES’TEN…

Piyasa öyle bir “sistem”dir ki, liyakat ve başarılar, bir insanın başarısını veya başarısızlığını belirlemektedir.

Kâr sistemi; insanların isteklerini muhtemel en iyi ve en ucuz yolla karşılama konusunda başarılı olan insanları zengin yapar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir