“Bedava, bazı şeyleri daha değerli kılar”

17 May

Optimist yayınlarından çıkan, Wired dergisi editörü Chris Anderson imzalı “Bedava” kitabını bugün bitirdim ve sıcağı sıcağına yazayım istedim. Kitap sanal dünyadaki “yeni ekonomik düzen” üzerine kurulu ama gerçek hayattan da güzel örnekler yer alıyor.

bedavaBugün internet ortamı minimum maliyet üzerine kurulu ve kullanıcıların tek kuruş ödemeden faydalandıkları bir ortam. Kendi hayatımdan örnek verecek olursam; merak ettiğim bir konuyla ilgili saniyeler içinde bulduğum bir bilgi için Google ve devamında Vikipedi kullanıyorum, Microsoft’un ücretsiz online uygulaması SkyDrive sayesinde web ortamında Word, Power Point işlemlerimi gerçekleştirebiliyorum; Yandex’in Disk ürünü sayesinde bilgisayarımdaki yüksek boyutlu dosyaları saniyeler içerisinde başka bilgisayarda aynı program yüklü kullanıcıya aktarabiliyorum, Yahoo mailimde sınırsız depolama imkanına sahibim ve tüm bunlar için teknoloji devlerine tek kuruş para ödemiyorum. Bunlar için benden para istense, bir kuruş bile vermem. Çünkü dijital dünyada rekabet çok fazla ve her şeyin alternatifi var.

Öte yandan, web ortamı bazı şeyleri  tamamen bedava yapmamızın yanısıra cebimizde para kalmasını da sağlayabilir. Örneğin Grupanya, Şehir Fırsatı gibi fırsat sitelerini takip ediyorsanız şehrinizdeki kaliteli bir kafede harcayağınız paranın daha azını harcayabilir veya gideceğiniz tatil beldesindeki otel masraflarınızı yarıya kadar indirebilirsiniz. Uçak/otobüs biletlerini internetten alırsanız azımsanmayacak bir paranın cebinizde kalmasını da sağlayabilir, kitap, aksesuar vb. ürünleri internetten sipariş verirseniz daha hesaplıya getirebilirsiniz.

 

İnsanlar neden “bedava”nın bazı durumlarda azalan kalite anlamına geldiğini düşünür? “Bedava” hakkındaki hislerimizin, mutlak yerine göreli olduğu sonucu çıkıyor. Eğer bir şey bir zamanlar para ediyor ve şimdi etmiyorsa bunu kalitede düşüşle ilişkilendiriyoruz. Ama eğer bir şeyin hiçbir zaman bir bedeli olmadıysa aynı şekilde hissetmiyoruz. Bedava çörek belki de bayat ama lokantadaki bedava ketçapta bir sorun yok. Ücretsiz olmasından ötürü kimse Google arama motorunun düşük kalitede olduğunu düşünmüyor.

Kızılay’da ve ya Beyoğlu’nda size bildiri, broşür, el gazetesi ya da rozet vermeye/satmaya çalışan kişileri düşünün. Eğer bedavaysa hiç düşünmeden alırsınız ama bunun içinden sizden 10 kuruş bile istense duraklar ve büyük ihtimalle geri verirsiniz.

 

Demek ki bir fiyat – herhangi bir fiyat – talep etmek, insanlarda aşmak için zahmet etmeyecekleri zihinsel engeller oluşturuyor. Bedava, öte yandan, böyle bir karara gerek duyurmuyor ve deneme yapacak insan sayısını artırıyor. Bedava, doğrudan gelir yerine kitle örneklemesine olanak tanıyor.

Kitapta üzerinde durulan bir nokta ise bedavanın içeriğe erişimi genişlettiği ama mevcut para pastasını küçülttüğü. Burada Vikipedi ve Craigslist örneği verilmiş. Dünyaca ünlü online ansiklopedi Vikipedi’den önce Britannica tarzında ciltlerce ansiklopediler vardı ve ansiklopedi piyasasının değeri 600 milyon kadardı. Vikipedi ortaya çıktıktan sonra Britannica gibi markalar neredeyse yok olmaya yüz tuttu. Peki sektörü ele geçiren Vikipedi, piyasadaki 600 milyon dolarlık pastadan pay alabildi mi? Hayır! (Bildiğiniz gibi Vikipedi’de reklam yok. Site, kullanıcıların ve bazı cömert firmaların yaptıkları bağışlarla ayakta duruyor.) Peki 600 milyon dolara ne oldu? Bu paranın çok büyük kısmı müşterilerin/kullanıcıların ceplerinde kaldı.

İkinci örnek ise Craigslist. Bedava seri ilan sitesi Craigslist, sahip olduğu ücretsiz ilanlardan ötürü Amerikan gazetecilik şirketlerinin borsada 30 milyar dolar değer kaybetmesine neden olduğu için suçlanıyor. Peki bu 30 milyar dolara ne oldu? San Francisco’daki mütevazi ofisinde 30-40 çalışanın maaşını zar zor ödeyen Craigslist mi aldı? Elbette ki hayır.

Yukarıdaki iki örnekte olduğu gibi, “bedava” erişim oranını artırsa da her zaman için de sektördeki para pastasına hakim olamıyor.

Öte yandan maliyetlerin sıfıra yakın olduğu internet ortamında “reklam” çoğunlukla tek başına yeterli değil. Eğer kullanıcıya çok güzel bir hizmet ve online ortam sunuyorsanız belli bir kullanım süresi veya kapasitesinden sonra ödeme yapmasını isteyebilirsiniz. Dünyada Flickr, Türkiye’de ise FotoKritik.com bunun en güzel örneği. Premium denen bu iş modeline aslında günlük hayatımızdaki birçok alanda rastlıyoruz. Örneğin herhangi bir kafede koltuklara oturduğunuz için para ödemezsiniz ama kahve içip pasta yemek için ödeme yapmak durumundasınız. Flickr örneğinde de olduğu gibi, üye olmak ve belli bir kapasiteye kadar fotoğraf yüklemek ücretsiz. Ama daha fazlası için ödeme yapmalısınız.

Kitapta; yeni ekonomik düzende bedava nedir, dijital dünyada bedavanın kullanımı, bedava ve korsanlık başta olmak üzere çok geniş konularda açıklamalar ve akılda kalıcı güncel örnekler var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir